Haarp kıyamet projesi ve Chemtrails gerçeği

Haarp kıyamet projesi ve chemtrails gerçeği

Son yıllarda gelişen teknoloji ile birlikte insanlar daha çok araştırmaya ve bildiklerinden çok gördüklerini paylaşıyorlar. Son 20 yıldır, Teknolojinin gelişimi durdurulamaz bir boyutta devam ediyor. Güçlü dünya ülkelerinin gizli projeleri ve dünyanın belli noktalarında denemeler yapmaları, geleceğin dünyasını kendi istedikleri şekilde yapılandırma çabalarını son 20 yıldır göreceli olarak izliyoruz.

Türkiye’miz herkesin bildiği gibi deprem kuşağında bulunuyor. Yıl içinde küçüklü büyüklü birçok deprem ülkemizde gerçekleşebiliyor. Belli aralıklarda şiddetli depremler ile şehirlerimiz ve ilçelerimiz yerle bir oluyor. Son dönemlerde olan depremler düşünüldüğünde herkesin aklına HAARP teknolojisi geliyor. HAARP aslında teknoloji değil, bir kıyamet projesidir. ABD ve İsviçre bağlantılı bu proje teknoloji kullanılarak dünya üzerinde yapay deprem ve yapay afetler oluşturmaya yarıyor.

1927 yılından ABD tarafından izlenen Nicola Tesla yaptığı buluşlar ile teknolojinin geleceğine yön vermiş büyük bir bilim adamıydı. Tesla’nın projelerini kendi yararına kullanmak isteyen ABD, 1930’lu yıllardan itibaren bazı projelerini hayata geçirmesine rağmen, bulmaca tarzında hazırlanan birçok projesini henüz daha hayata geçirememiş durumda. Tesla yaşamı boyunca birçok buluşa imza atmış olmasına rağmen, insanlık yararına projeler ortaya koymak istediği için her zaman durdurulmuş ve projelerine engel olunmuştur.

Uzaya ilk radyo frekansı gönderen ve ilk elektrikli araba motorunu icad eden, elektrik hatlarında AC olarak adlandırdığımız Alternatik akım sistemini bulan ve şu an kullanılan birçok teknolojik alette imzası olan bilim insanıdır Tesla.

ABD tarafından Tesla’nın projeleri  kademeli olarak geliştirilmekte ve dünyaya sunulduğu gibi, bazı projeler ise gizli bir şekilde yürütülmektedir. Bu gizli projelere verilen isim HAARP olarak bilinmektedir. 2. Dünya savaşı sonrası nükleer bomba çalışmalarını okyanus adalarında gerçekleştiren ABD , 1960’lı yıllarda bu çalışmalarını bitirerek teknolojik gelişmelere önem vermeye ve HAARP projelerini gizliden yürütmeye başlamıştır. 1990’lı yıllarda internetin ve bilgisayarın gelişimi ile birçok ülkeye teknoloji satmaya başlayan ABD, bu gelişmeyle beraber HAARP projesiyle ülkeler üzerinde yapay depremler ve yapay afetler yapmaya başlamıştı. 90’lı yılların ortalarında İtalya’da bulunan aktif volkanik yanardağlardan biri olan Etna yanardağında ardı ardına yaşanan patlamalar ve bu volkanik tepkimeyle oluşan depremler Avrupa’da büyük bir dalgalanmaya sebep olsa da, asıl gerçek denemeyi 99 yılında gerçekleşen İstanbul depremi ile gerçekleştirmeyi başardılar.

ABD bu yaptığı denemeler ile gerçek emellerine ulaşmaya bir adım daha yaklaşmaya başlamıştı. Silahsız savaşsız toplumları toplu yok etme emellerini gerçeğe dönüştürmenin projesiydi HAARP ve ABD durmayacaktı. 99 İstanbul depreminden yaklaşık 5 yıl sonra Hint okyanusu derinliklerinde yaptığı denemeler ile dünyanın tektonik tabakası parçalanmış ve yaklaşık 10 ülkeyi içine alan bir deprem kuşağı ve tsunami faciası ile 2004 yılında yaklaşık 550 bin insan hayatını kaybetmişti. Yaşanan bu büyük yıkımlar ülke ekonomilerinin çökmesine ve ABD boyunduruğu altına giren ülkelerin çoğalmasına vesile olmuştu.

ABD sadece HAARP projesiyle değil, yapay bulutlama sistemi (Chemtrails) ve İsrail iş birliği ile suni tohum satışıyla da ülkeleri sömürmeye devam etmektedir. Özellikle günlük yaşantımızda gökyüzünde gezen uçakları ardında bıraktıkları izleri hayranlıkla izleriz. İnsanların doğaya olan tutkusunu hiçbir güç yenemeyeceği gibi son yıllarda kurulan kimi kuruluşlar doğanın kirlendiğine dem vurarak yardım kuruluşları oluştururken, kurak toprakları yeşertmek adına kurulan kuruluşlarında havada zehirli gaz salımı yapan uçakların gazlarını temin etmek adına insanlardan duygu sömürüsü ile fidan parası topladıklarını öğrendikçe tüylerimiz diken diken oluyor.

Uçaklar ile kimyasal zehir salımı yapılan topraklarda insanlar tarım konusunda da suni tohum ve zehirli tarım ilaçları ile toprakları elverişsiz hale getiriyorlar. Suni gübre ve tohumlar ile üretim yapılan topraklar, her yıl mahsül veren tohumları çürütmeye ve sadece suni tohumlar ile üretim yapılmasına imkan vermektedir. Eskiden köylü elindeki tohumluk mahsulü gelecek yıla saklayıp tekrar mahsül alırken şimdi bu durum tam tersine dönmüş durumda. Köylünün elinde tohumluk mahsül kalmadığı gibi, tohum alacak parayı bile zor bulmaktadır.

Devlet destekli projeler ile tarım yapılsa dahi 5 yıl sonunda köylü zarar etmeye ve elinde tohum kalmadığı için arazisini eskilerin tabiri ile nadasa bırakmak mecburiyetinde kalmaktadır. Ülkemizde ve dünyanın birçok ülkesinde bu tür vakalara rastlanabilmektedir. Bu yaşananların başlıca sebebi de ABD ve İsrail olarak başı çekmektedir.

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İLGİNİ ÇEKEBİLİR

Close
Close

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker
maltepe escort alanya escort kartal escort manavgat escort